• TÜRK MİLLETİ 1400 YILDIR PEYGAMBER EFENDİMİZİN EHLİ BEYTİNE/ SEYYİDLERE SAHİP ÇIKİYOR… (2)

    TÜRK MİLLETİ 1400 YILDIR PEYGAMBER EFENDİMİZİN EHLİ BEYTİNE/ SEYYİDLERE SAHİP ÇIKİYOR… (2)
    Seyyid Hüseyin ZERRAKİ

    TÜRK MİLLETİ 1400 YILDIR PEYGAMBER EFENDİMİZİN EHLİ BEYTİNE/

    SEYYİDLERE SAHİP ÇIKİYOR… (2)

     

    Osmanlı Devleti kurucularından Ertuğrul Gâzi, Osman Gâzi, Orhan Gâzi ve devam eden padişahlar, Kur’ân’a bağlı, Ehl-i Beyt’e sevgi ve saygı içindeydiler.Orhan Gâzi,babası Osman Gâzi’nin mezarının üzerinde: “YA RABBİM! BİZİ ÂHİRET GÜNÜ EHL-İ BEYT’İN ŞEFAÂTİNDEN MAHRUM BIRAKMA VE ONLARI BİZDEN RAZI ET” DİYEREK , EHL-İ BEYT’E OLAN BAĞLILIĞINI DİLE GETİRMİŞTIR

    Osmanlı’da seyyidler ve şerifler için, “Nakîbü’l-Eşraflık” müessesesi vardı. İleri gelen Nakîb Efendi, Hz. Peygamber (sav)’in torunlarının işlerine bakar; neseplerini kayıt altına alır, doğumlarını ve vefatlarını deftere geçirir ve itibarlarını zaafa uğratacak hâl ve hareketten onları korur, İslâm edebine göre yaşamalarına özen gösterirdi. Çalışma imkânı olmayan ve muhtaç durumda olanlara da maaş bağlanır, vakıf ve imaretlerden

    pay verilir, vergiden muaf tutulurdu.

    Seyyid ve şeriflere verilen belgeye Siyadet Hücceti denilirdi

    İlk Nakîbü’l-Eşraflık, Yıldırım Bayezid zamanında kurulmuş, ilk vazifeye tayin edilen, Emir Sultan’ın talebelerinden,Hz. Peygamber (sav)’in neslinden Seyyid Ali Nâta bin Muhammed’dir.

    Bunlar devlet merkezinde bulunur, kendi konaklarında oturur ve mahiyetinde çalışanlar bulunurdu. Vazifeleri arasında, padişaha kılıç kuşatma ve kendilerine mahsus “Sancak-ı Şerif”itaşıma vardı. Padişah sefere gittiği zaman yanında Nakîb Efendi’yi, seyyid ve şerifleri de götürürdü. Savaş sırasında Sancak-ı Şerif altında seyyidler ve şerifler tekbir ve Salavât-ı Şerife getirirler ve duâlar okurlardı. Taşrada da yine Ehl-i Beyt soyundan Nakîbü’l-Eşraf kaymakamları olurdu.

    Seyyid ve şerifler için merkezde ve taşrada tutulan defterlere “Secere-yi Tayyibe” denilirdi. Bu defterlere seyyid ve şeriflerin isimleri, Peygamber (sav)’e kadar uzanan silsileleri, evlatları ve ikametgâhları kaydedilirdi. “Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikâr” metnindeki “fetâ” (yiğit) kelimesinden türetilmiş olan fütüvvet ve ahîlik (kardeşlik Anadolu’da esnaf ve sanatkârlar arasında kardeşliğin, sevgi ve hoşgörünün temelini oluşturur. Fütüvvet kelimesi, Hz.Ali (kv)’nin cesaret ve kahramanlığı kadar, onun ahlâk ve fazîletini de temsil etmektedir. Mevlânâ Hazretleri, Hz. Ali (kv)’nin yüzüne tüküren düşmanını affetmesini tasvîr ederken,fütüvvet ahlâkını uzun uzun açıklar. Mevlânâ Hazretleri, Hz. Ali (kv)’ye hücûm ettiği halde mağlûb olan,sonra da yüzüne tükürdüğü halde Ali (kv) tarafından affedilen düşmanın hayret psikolojisini, Yine onun dilinden şöyle ifade etmektedir: Hz. Ali (kv)’ye hitaben:

    Sendeki hilim kılıcı, canımızı kesti.Bilgi suyun da, tozumuzu ve toprağımızı temizledi.”

    Hz.Ali’nin fütüvveti ile ilgili yaşanmış örneklerin sunulfuğu en önemli eserler Cenknâme’lerdir. Cenknâmeler,tekke ve dergâhlarda,köy odalarında yoğun bir şekilde okunmuş, Hz.Ali (kv)’nin İslâm’ın yayılması için yaptığı mücadeleleri anlatan menkîbeler, insanımızın zihin ve gönüllerine kazınmıştır. Milletimizle özdeşleşmiş olan cesâret, kahramanlık, fedâkârlık,vefâkârlık gibi duyguların gelişmesinde bu

    Menekşe, Ömer, Ehl-i Beyt Sevgisi,

    Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî, Terc. Şefik Can, Ötüken

    Yay.İstanbul,

    2010, I, s. 240 menkîbelerin etkisi büyük olmuştur. Anadolu halkının zihninde Hz. Ali (kv), din ve imanla özdeşleşmiştir.Onun ahlâkını örnek alanlar, örnek olmuşlardır.

    Türk Milleti, Ehl-i Beyt’e, tarihten bugüne kadar büyük bir aşkla sahip çıkmıştır. Kültür atlasımız Ehl-i Beyt’i ve onların maneviyatını temsil eden,sembol ve motiflerle bezenmiştir. Ehl-i Beyt sevgisi, edebî metinlerde nakış nakış, ilmek ilmek işlenmiştir. Türk Edebiyatı’nda Peygamber sevgisi ile birlikte Ehl-i Beyt sevgisi işlenmeyen divanlar eksik kabul edilmiştir. Ehl-i Beyt’e sevgi,saygı ve bağlılığını dile getiren yüzlerce,

    binlerce Türk şairi vardır. Büyük Türk Şâiri, Yunus Emre sevgisini şöyle ifade eder:

    Şehidlerin serçeşmesi Evliyânın bağrı başı, Fatma Ana gözüyaşı Hasan ile Hüseyin’dir.

    İslâm’ı kabul ettikten sonra, İslâm’ın sancaktarı olan Türkler;Hz. Peygamber (sav)’in soyundan gelen seyyid ve şerîfleri her devirde baştâcı etmiştir.Türkler, İslâm’ın Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan da Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılma sürecinde, Ehl-i Beyt’in peşinden gitmişlerdir. Ehl-i Beyt’in diriltici, birleştirici ve kaynaş- tırıcı nefesi, tarihimizdeki sosyo-kültürel birlik ve beraberliğimizi,fetih ve zaferlerimizi hazırlayan en önemli unsur olmuştur.Ehl-i Beyt’e gösterilecek olan sevgi, saygı ve bağlılığın geleceğimizi de aydınlatacağı muhakkaktır.

    İslâmlaşma sürecini Ehl-i Beyt mensuplarının öncülüğünde devam ettiren Türkler, büyük ölçüde itikat bakımından yine bir Türk aileye mensup olan İmam Mansur Mâturîdî, Ehl-i

    Sünnet anlayışını benimsemişlerdir.Naklî bilgilerin yanında aklî bilgilere de önem veren İmam Mâturîdî, İmam-ı Âzam Ebu Hanife’nin fıkhını benimsemiştir.

    Bu ekolde olanlar da siyasi tercihlerini Hz.Ali (kv) ve Ehl-i Beyt’ten yana koymuşlardı. Ehl-i Beyt ve Türkler, Yine Ehl-i Beyt uğruna, Şam Emevî hanedanını yıkan ve Bağdat’ta Abbasî hanedanını yönetime getiren Ebu Müslîm Horasanî ve onun Türkler’den oluşan ordusudur.Türk Alperen ve kahramanları,yine zaman içinde İslâmî bir kimlik kazanarak, alperen ismiyle kutsîleşmiştir.Kur’ân ve Sünnet’in öngördüğü din esaslarını Ehl-i Beyt’in eşitlik, hoşgörü ve muhabbete dayalı yorumundan alan Türkler,Peygamber efendimiz (sav)’in önderliği şartıyla Hz.Ali (kv) ve evlatlarının İslâm anlayışını benimseyip kabul etmişlerdir.

    Anadolu’da zaman geçse de değerini kaybetmeyen ve

    hep ilk sıralarda yer alan şu isimler Ehl-i Beyt’in bütün zamanlarda nasıl sevildiğini, sayıldığını, örnek alındığını gösteren en önemli göstergelerdendir:

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen