• KİME, NİÇİN, NASIL İNANMALIYIM? 17

    KİME, NİÇİN, NASIL İNANMALIYIM? 17
    M. Kürşat İMANLI

    KİME, NİÇİN, NASIL İNANMALIYIM? 17

     

    Yoruldunuz. Buyurun biraz istirahat edin. Lütfen oturun. Dedi. Döndüm, ahşap işçiliğinin üzerinde maharetle işlendiği sandalyeme tekrar oturdum.

               Aksakallı ve güler yüzlü adam yine bana tebessümle baktı. Nedendir bilemedim. Ama gözümü ondan kaçırmak zorunda kaldım. Yüzümün kızardığını hissettim. Bir yandan da gözlerinden içime dolan sevgi ve samimiyeti tekrar yaşadım. Adam dokunsa sevgi, baksa sevgi, konuşsa sevgi, sussa sevgi hissediyordum.

    Dilerseniz bu akşam fakirhanemize buyurun. Evimizde konaklayın. Dedi.

    Kim olduğumu bilmiyor. İyi niyetli mi kötü niyetli miyim tanımıyor. Doğruca evine davet ediyor. Acaba çok mu fakir birisidir? Fakirhane dedi ya! Nedendir anlayamadım ama hemen bu teklifi kabul ettim. Birkaç bardak daha çay içtik. Sonrası evine doğru yol aldık. Evi yakınmış. Yürüyerek on beş dakikada ulaştık.

               Evin içinde her şey muntazam idi. Evin her noktasında gözle görülür bir temizlik hâkimdi. Yer yer duvarlarda karmaşık çizgilerden yapılma tablolar vardı. Evde süs diyebileceğim tek eşya bu karmaşık çizgili tablolardı. Tıpkı ev sahibinin yüzü gibi eşyalar yıllanmış ama sağlam ve temizdi. Ayakkabımı ev sahibinin müdahalesiyle girişte çıkardım. Salona geçtik. Bir tarafta duvardan duvara kitaplık vardı.

              Akşam yemeğini beraber yedik. Anladığım kadarıyla evde bir hizmetli vardı. Kapı arkasından yemekleri veriyor sofrayı beyefendi donatıyordu. Yemekten sonra müsaade isteyip bir takım hareketlerle ibadet etti. O ibadet ederken iyice seyrettim. İbadetinden çok büyük bir lezzet aldığı belliydi.

              Bir an için hayatım film şeridi gidi gözlerimden akıp gitti. Doğru ya! Bu zamana dek mutluluğun peşinde koşuyordum. Aslında bütün çalışmalarım, bütün kazandığım mallar, oradan oraya koşturmam hep mutluluk içindi. İyi ama bu adam benden yüz kat daha mutluydu. O zaman kendime sormam gerekir. Bu adam benden yüz kat daha mutluysa ben neden bu kadar zahmetler çekiyorum? Bu kadar koşturduğum halde neden bu adam gibi mutlu olamıyorum?

              Bir sağa bir sola başını çevirdi. Bir şeyler mırıldandı. Ardından ellerini açtı. Sanki karşısında biri vardı. Ondan isteklerde bulunuyor gibiydi. Hatta belki de yalvarıyordu. Çünkü ancak yalvaran insanlar ellerini açarlar. Ellerini yüzüne sürdü. Güler yüzle bana döndü.

    -      Kusura bakmayın! Sizi beklettim.

    -         Ne demek beyefendi! Burası sizin eviniz. Ben misafirim. Evinizde dilediğiniz gibi davranmak hakkınız.

    -              Biz de misafiriz. Evin sahibi ben değilim.

    -        Ne yani! Başkasının evine mi geldik?

    -            Evet. Bir dostumun evidir. Bana emanet olarak verdi.

    -        Emanet olarak mı verdi? Nasıl bir dost imiş.

    -              Benim dostum o kadar iyi birisidir ki; bana hem ev verdi. Hem de her gün hediyeler gönderiyor. Hiç aksatmıyor.

    -                  Benim şu ana kadar hiç öyle bir dostum olmadı. Benim hayatımda her şey çıkar ve menfaat üzerine kuruludur. Bana sadece iş sahipleri hediye verirler. O hediyelerin bedelini de kat kat alırlar.

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen