• BİR HİKAYE: ON BEŞ YIL SONRA GELEN ÇOCUK!.. (2)

    BİR HİKAYE: ON BEŞ YIL SONRA GELEN ÇOCUK!.. (2)
    Mevlüt MERGEN

    BİR HİKAYE: ON BEŞ YIL SONRA GELEN ÇOCUK!.. (2)

     

    Ziyaret mahalline geldiklerinde Gülşen hanım buraları rüyasında gördüğü gibi buldu, sanki buralarda önceden gezmiş, dolaşmıştı, her tarafını biliyordu külliyenin, vakit geçirmeden abdest alıp namaz kıldılar ve dualarını yaptılar..

    Karanlık çökmeden tekrar Diyarbekir'e evlerine döndüler, o ziyarette duydukları hazzı ve mutluluğu unutamıyorlardı, ikisinin yüreğindeki çocuk özlemi şimdi daha da büyümüş, ümitleri daha da artmıştı.

    Gülşen Hanım her gün kendisini kontrol ediyor, bir değişiklik var mı diye bekliyordu, beklediği değişiklik bir gün olmuştu, çünkü hamilelik emareleri vardı hal ve hareketinde, hemen Ahmet'i telefonla arayarak: - Çabuk gel, ben kendimde değişiklik hissediyorum, bir hekime gidelim, ihtimaldir ki hamileyim.

    O ihtimal gerçek çıkmıştı, gittikleri bayan hekim: " kaç yıldır evlisiniz?" diye sorunca Gülşen hanım:

    - On beş yılı buldu evliliğimiz cevabını verdi, bayan Hekim:

    - Gözünüz aydın, hamilesiniz, deyince Gülşen’in attığı sevinç çığlığını dışarıda sabırsızlıkla bekleyen Ahmet'le salonda bulunan başkaları da duymuştu..

    Gülşen hanım "nur topu" gibi bir erkek evlat doğurmuştu, adı zaten hazırdı "Veysi" diye çağırmaya başladılar, komşuları olan yaşlı bir teyze, Gülşen hanıma:

    - Kızım bu çocuk o yüce zatın makberinde yaptığınız dua vesilesiyle Allah tarafından size bahşedilmiş bir lütuftur, gerektir ki siz her yıl o zatı ziyarete gidesiniz, orada kurbanlar kesesiniz, çocuğun saçlarını da yedi yaşına gelinceye kadar uzatasınız, çünkü buralarda gelenek böyledir.

    Geleneğe uydular, Veysi'nin saçlarını yedi yaşına kadar kesmediler ve her yıl Kurban bayramında ziyarete giderek kurbanlarını bundan böyle bütün dikkateri "Veysi" nin üzerinde idi, onu okutmak, okuturken yalnız dünyasını değil, öte alemdeki ebedi mutluluğunu da sağlamak için "din"ini de öğretmek için gayret gösteriyorlardı..

    Keyiflerine ve mutluluklarına diyecek yoktu, zaman böylece akıp gidiyordu, mevsim yine bahardı, bütün Diyarbekir tatil günü olması dolayısıyla pikniğe çıkmışlardı, Ahmet, Gülşen ve Veysi üçlüsü de bu güzel pazar gününü değerlendirmek, kırlara açılmak, menekşeleri, nergisleri toplayıp Diyarbekir'in meşhur "Muhammedi güllerini" koklamak istiyorlardı, şimdiye kadar gitmedikleri bir piknik yerine gitmeyi kararlaştırdılar, Sahabe-i Kiram'dan olduğu söylenen "Seyfü'l Mülük"e gittiler..

    Burada bazı gençler Dicle nehrine girmek, yüzmek için hazırlanırken henüz on üç-on dört yaşlarında olan Veysi de:

    - Bende nehre girmek yüzmek istiyorum, deyince, hem Gülşen hem de Ahmet karşı çıkmışlar:

    - Oğlum su burada coşkun akıyor, hem de çok derindir, bizi dinlersen girmezsin, demişlerdi ama içlerinden de : "Gençtir, arzu ediyor, fazla karşı çıkmayalım" diye de düşünüyorlardı.

    Veysi ana-babasının endişesini haklı bulmuştu, kendilerine:

    - Fazla ilerilere gitmem, kenarda biraz yüzer çıkarım, demişti.

    Meğerse o kenar denilen yer nehrin en derin yerlerinden biri imiş, Veysi girdiği bu nehirden bir daha çıkamamıştı, Gülşen ve Ahmet çiftinin gözyaşları Dicle nehrinin sularını sanki biraz daha kabartmıştı, Veysi'nin geleceği için kurulan hayallerin tamamı bu nehrin sularına kapılıp gitmişti.

    Her ikisinin de ıstırabı dayanılmaz olmuştu, ne yediklerinden, ne içtiklerinden bir şey anlamıyorlardı, Gülşen hanım bu olayın sırrını çözmek istiyor, böylece derin düşüncelere dalıyordu.

    Bir gün kocası Ahmet'i teselli etmek, böylece kendisi de teselli bulmak için şöyle dedi:

    - On beş yıldan sonra Allah bize bir evlat verdi ve onunla dünya mutluluğunu tattırdı, şimdi emanetini geri aldı ve bize şöyle demek istedi Rabbimiz, "siz dünya mutluluğunu tattınız, henüz rüşdüne ermemiş, günah nedir bilmeyen oğlunuzu aldım ki yarın onun vesilesiyle cennetime giresiniz, ebedi mutluluğu da tatmış olasınız" bu sözler Ahmet'i daldığı derin üzüntüden uyandırmış, yüz hatlarında tebessüm belirmiş ve:

    - Doğru söylersin hanım, geçen gün camide hoca va'zederken: 'Müslümanların çocukları vefat ettiğinde Hazret-i Allah o çocuğun cennetine konulmasını emreder, çünkü günahsızdır, masumdur, fakat çocuk cennete girmek istemez, melekler kendisine: 'niçin girmiyorsun?' diye sorduklarında o 'Annem, babam olmadan ben cennete girmem' diyecektir, bunun üzerine melekler: 'Ya Rabbi, sana malum bu çocuk cennete girmek istemiyor, ana-babasını istiyor deyince kullarını çok seven rahmeti geniş Rabbimiz: 'O'nun ana-babasını da cennetime koyunuz' diye emreder" dedi, sen doğru söylersin hanım, doğru söylersin, inşaallah biz "Veysi"miz vesilesiyle bu dünya sınavını kazanmış olacağız, hem sonra dünya herkes için bir sınav yeri değil midir?"

    Gülşen hanım:

    - Bir yüce zatı ziyarete gittik, çocuk sahibi olduk, yine bir yüce zatı ziyaret ettik, çocuğumuzu kaybettik, demek ki murad-ı ilahi böyle imiş, sabredeceğiz ki esas muradımıza, Veysi'mize kavuşalım!.” Selam ve dua ile

     

    İZLER

    Ruhumda can izleri,

    Toprakta kan izleri,

    Bilesin ki silinmez,

    Kalpte iman izleri.

     

    İmanını tazele,

    Girme sahte gazel'e,

    Ta ebet'den ezel'e

    Sürsün iman izleri.

     

    Hak yarattı bu arşı,

    Ormanı dağı, taşı,

    Mü'minlerin göz yaşı,

    Taşıtır denizleri.

     

    Allah adını zikret,

    Ni'metine çok şükret,

    Nurunu gör de fikret,

    Işıltır dehlizleri.

     

    İslam'dır sönmez ateş,

    Güneşlerde yoktur eş,

    İnkar denilen ateş,

    Eritir "semiz"leri.

     

    Her doğan mutlak ölür,

    Ölür ettiğin görür,

    Hesabı yanlış çıkan,

    Sararır benizleri.

     

    Adımı yanlış atma,

    Gaflet bahrine batma,

    İstiğfarsız hiç yatma,

    Kalbinde "af" izleri.

     

    Yem olma kuşa kurda,

    Sakınmak vakti burda,

    Tamu denilen yurda,

    Almazlar temizleri.

     

    Gerçek gül Resulullah,

    Tek O'dur habibullah,

    Seveni sever Allah,

    Korur kimsesizleri.

     

    Mü'min kimsesiz olmaz,

    Ki alemde kaybolmaz,

    O'nsuz cennet hiç dolmaz,

    Abdest, namaz izleri.

     

    Mergen, Hak'kı bildiysen,

    Açıkça söylediysen,

    Rabbim Allah dediysen,

    Yolunda "gül" izleri..

    MEVLÜT MERGEN

    Diyarbekir, 01.02.2015

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen