• İMRENDİM GÜVERCİNLERE!..

    İMRENDİM GÜVERCİNLERE!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Önce kendi nefsime çuvaldızı batırsam,

    Gaflet vadisindeki kalbimi uyandırsam.

    Sepetimde ne varsa döküversem ortaya,

    Gafletimi kırmakta taş çıkartsam baltaya!..

    MM

     

    İMRENDİM GÜVERCİNLERE!..

     

    Üzülerek söylemek gerekir ki, ülkemizde de can kayıplarının giderek çoğaldığı ve ölüm vaklarının bazı ülkelerde binlerle, ülkemizde ise henüz yüzlerle ifade edilmesine sebep olan Coronavirüs hız kesmeden sürdürüyor yaygınlaşmasını, ülkeden ülkeye, insandan insana geçiyor.

    Tıp dünyasında ne kadar “prof.” etiketli olsun olmasın doktor varsa, bunların dışındaki bilginler dahi dünya gözüyle ilk bakışta göremedikleri, sadece mikroskopla bile zor görebildikleri virüsü alt edebilmek için, ona karşı “zafer” elde edebilmek adına gece demiyor, gündüz demiyor araştırıyorlar.

    Doktorlardan bazıları prof. Etiketli de olsa da can veriyor aynı virüs sebebiyle, ülkelerin sağlık sistemleri çöküyor, ekonomileri “S.O.S.” işareti veriyor, nitekim ülkemizde de “biz bize yeteriz Türkiye’m” anonsuyla yardım kampanyası başlatıldı, coronavirüs yapacağını yapıyor, bir zaman daha yapacağını yapacağa benziyor.

    Ne “prof.” etiketliler, ne de diğer doktorlarla bilginler bir şey var ki onu göremiyorlar, o göremediklerini de mikroskop camına bakarak aramıyorlar, sadece kafalarının içinde olduğuna inandıkları “akıl” denen cevhere bakacak olsalar göreceklerdir ki coronavirüste kendileri gibi bir yaratık, hem de “iradesi” olmayan bir yaratık, kendisi yaşarken başkalarının yaşayamamasına sebep olan bir yaratık, o zaman nasıl olur da iradesi bile olmayan bir yaratık bu kadar tahribat yapabilir, bütün dünya halkının yaşamını“dizayn” edebilir, çünkü virüsün ötesinde “ilahi irade” vardır ve hiçbir güç o iradeye karşı duramaz.

    Sormadan edemiyoruz: Virüsle mücadele edilirken niçin onun sahibinden “yardım” istenmez,”gücümüz yetmiyor” denmez, Rabbimiz! Senin her şeye gücün yetiyor” denmez, virüs sebebiyle getirilen sokağa çıkma yasağı kapsamında olan ben ve emsallerim sadece pencereden dışarısına bakarak ibret almak için yetinmeyiz de “ibret” almak adına televizyon ekran camını da bir nevi pencere gibi görür onunla da dışarısını seyreder ve tefekküre dalarız…

    Çoğunluğun kullandığı “evde kal” anonsu gibi bizde “evde kal duada kal” sözümüzü gerçekleştirmek adına, ülkenin her yanından kameralara yansıtılan boş meydanlardan birine “İstanbul Eminönü” meydanına bakarken duygulandığımızı ve o meydanın her zamanki sakinleri olan “güvercinlerin” özgürce gezindiklerini görünce içimden: “acaba dünyayı bizim dışımızdaki canlılara mı bıraksak? diye düşündüğümüzü itiraf etmeliyim.

    Öyle ya, bizim dışımızdaki canlılara “yuvada kal” denmiyor, yüce yaratıcının onlara verdiği özgürlüğü kanatlarının gücü ölçüsünde kullanıyorlar, onlar ben ve emsallerim gibi “torun” hasreti çekip gözyaşı da dökmüyorlar.

    Aynı şehirde yaşasam da hasret çektiğim torunlarımdan biridir Taha Mevlüt..

    fotoğraf ne kadar hasret giderirse!..

    İnsanın dışındaki bütün canlılar “çevreci” oldukları için yaşadıkları dünyanın dengesini bozmaya çalışmıyorlar, “kral” diye zannedilen “aslana” bakıp örnek alıyorlar temizliğin nasıl yapılacağını, ancak insanlar mikrop yuvası tırnaklarının üstünü ojeleyip ellerin nasıl yıkanacağını sözüm ona örnek (!) kadınlardan öğrenmeye çalışıyorlar da sesleri yetişmiyor o ojeli tırnakların taşıyıcılarına kesilmeyen, uzatılan tırnakların “virüs” yuvası olduğunu söylemelerine.

    İnsanların dışındaki canlılar yasak aşk da yaşamıyorlar, içlerinden biri hariç hepsi eşlerini kıskanıyor ve korumaya çalışıyorlar, aralarında taciz yok, şiddet yok, ekmek kavgası yok mu var ama bu kavga karınlarını doyurduklarında bitiyor, başkalarının rızkını elinden almaya çalışmıyorlar, kanaat etmesini biliyorlar, insanlar gibi değiller, her ne kadar içlerinden bazıları yüksekten uçmayı, yükseklerde yuva kurmayı sevse de “gökleri delmek” sevdasına dönüşmüyor bu sevgileri…

    Acaba haksız mıyız, dünyayı bizim dışımızdaki canlılara bırakmalı derken, haklıyız hem de çok haklıyız, zira bizim dışımızdaki canlılarda “tek yaratıcı olan şanı yüce Allah’a isyan” yok, eğer insan onlardan ibret almasını bilseydi o da isyan etmez ve günahkarlığı sebebiyle coronavirüs ve daha başka musibetlerin davetçisi olmazdı. Coronavirüs ülkeden ülkeye, insandan insana geçmeye devam ederken biz de düşünceden düşünceye geçtik ve düşündüklerimizi sizlerle paylaşmak istedik:

    H A R A M

    Bir şey ki onu yaratan kullarına “helal” kılmış, ya da “haram” demişse, hiç kimse helali haram, haramı helal diye iddia edemez, ancak “özel” şartlar müstesna, örneğin hasta kişiye doktor “hayati tehlike var” diye ekmeği yasak etmişse, helal lokma olan ekmek o kişiye artık “helal” değildir.

    Ekmek helal olma vasfını hep korur ama o kişi için “helal” değildir, “misalde hata olmaz” derler, insanlar günün yorgunluğunu “yatarak” gidermeye çalışırlar, şekli, malzemesi değişik olabilir ama “yatak” insan için, özellikle mümin için “helal” bir dinlenme aracıdır, ancak yatağı “haram” kılan durum şudur; minarede ezan okunuyor, müezzin “namaz uykudan hayırlıdır” diye ikazlarda bulunuyor, kişi bunu umursamıyorsa o “yatak” kişiye helal olabilir mi?

    Acizane görüşümüze göre o an için olamaz çünkü müezzinin çağrısını yaptığı namazdır ve namaz “Allah’ın emridir, yani farzdır” kişiye yatakta uyudu diye hesap sormazlar ama, namazını kılmadı diye hesabını sorarlar ve hesaptan sonra ceza bile çektirirler…

    Ah!..

    Benim söz dinlemez nefsim, “helal” dairesini, gör bak o dairenin içinde emirlere uymadığında nasıl “harama” dönüşüyor, yatağın, aşın, ekmeğin!..

    Denizler gibi derin, seher vakti uykusu,

    Döşek seni aldatır, yalancıdır doğrusu!..

     

    Ş A R A P

    “Tekel” bayilerinin raflarında çeşitli markalarda bulunur, bütün kötülüklerin anası olan “şarap” her markasının bir tutkunu vardır, kimi “yıllanmışını” sever, kimi “tazesini” müşteriler her hangi bir “marka” şarabı almaya gittiklerinde “bir başka” şarabın “serhoşu” olarak giderler, o başka şarabın adı “gaflettir” yani aymazlıktır.

    “Aymazlık şarabını” alkolik olanlar kullandığı gibi ne acı bir gerçektir ki, alkolün tadını bilmeyenler de kullanıyor, hatta camilerin içinde bile görmek mümkün o başka şarabı içenleri!..

    İnsan eliyle yapılmış şarabı ve diğer “müskiratı” içenler etkisi geçinceye kadar namaz kılamazken, o başka şarabı içenler namaz kılarlar ama ötesini söylemek bize düşmez.

    Tekel bayilerinde çeşitli markalardaki şarapla o başka şarabın arasında şöyle bir fark vardır, bayiden alınarak içilen şarap içenleri en çok 24 saat sarhoş eder, sonra uyanırlar, fakat o başka “gaflet” şarabını içenler eğer uyarılmamışlarsa ancak mezara uzatıldıklarında uyanırlar!..

    “İblis” sunar insana, şu “gaflet” şarabını,

    Birlik olup çektirir cehennem azabını!..

    “EVDE KAL, DUADA KAL” ANONSUMUZ GEÇEN HAFTADAN DEVAM EDİYOR:.

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen