• BEDİR HARBİ

    BEDİR HARBİ
    M. Kürşat İMANLI

    BEDİR HARBİ

    (BİR MECMA-I GARAİB)

    Efendimiz (asm) ordusunu harp nizamına sokuyordu. Elinde bir değnek vardı. Sırada bulunan sahabelerden birini elindeki değnek ile dürttü ve sıraya girmesini emretti. Sahabe, Ya Resulallah! Canım acıdı kısas istiyorum dedi. Diğer sahabeler bu sahabeye kızdılar. Efendimiz (asm) hazretleri kısas için izin verdi. Bu sahabenin fakirlikten gömleği yırtık haldeydi. Ya Resulallah! Değnek benim bedenime gömleksiz halde iken değdi. Siz de gömleğinizi çıkarmalısınız dedi. Sahabeler daha da kızdılar. Efendimiz (asm) gömleğini çıkarır çıkarmaz sahabe atıldı ve Sevgili Peygamberimizin sırtında bulunan peygamberlik mührünü öptü. Ardından, Ya Resulallah! sırf bunu yapabilmek için böyle davrandım mazur görünüz dedi. Efendimiz hoş karşıladı.

    Müminler için bu savaş varlık yokluk arasında bir harpti. Efendimiz (asm) hazretleri de buna işaretle duasında; Allah’ım! Bu bir avuç insan helak olursa yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz” diye dua ediyorlardı. Öyle ki bu dualarını içli içli yaparken ridası üzerinden yere düşecek kadar yalvarıp yakardı. Müslümanlar 313 kişiydi. Ellerinde sadece kılıç vardı. Müşrikler 1000 (Bin) kişiydiler ve hemen hemen hepsi donanımlıydı. Müşrikler meydana er dilediler. Hz. Hamza başta olmak üzere üç sahabe efendimiz çıktılar. Biri yaralandı ama müşrikleri temsilen çıkan üç kişiyi de hakladılar.

    Ardından harp başladı. Kılıçlar şakırdıyor, atlar kişniyor, yiğitler avazı çıktığı kadar nara atıyordu. Müminler bütün güçlerini Allah’tan aldıkları için Allahu Ekber diye tekbirler getirerek, Allah Allah nidalarıyla ve bütün güçleriyle mücadele ediyorlardı. Efendimiz (asm) hazretleri kalktılar, yerden bir avuç toprak alıp bütün güçleriyle topyekûn saldırıya geçmiş olan düşman ordusuna doğru fırlattılar. “Şehetil vücuh” (yüzleri kara olsun) diye de bağırdılar. Bir avuç toprak bin avuç oldu. Bütün düşman askerlerinin gözlerine birer avuç toprak doldu. Hücumda iken bir anda savunmaya geçmek zorunda kaldılar. Hepsi gözleriyle meşgul oldular.

    Harp başlamadan önce bir bahaneyle Efendimizin sırtındaki peygamberlik mührünü öpmüş olan Ukkaşe Bin Mıhsan telaşla geldi ve Ya Resulallah! Kılıcım kırıldı dedi. Efendimiz ona bir değnek verdi ve Al bununla savaş dedi. (Hz. Ukkaşe, ben değneği ne yapayım? Kılıca karşı değnek ile savaşılır mı? Demedi. Efendimize tam bir teslimiyet halindeydi.) Değneği eline aldı. Değnek bir anda iki metrelik beyaz bir kılıca dönüştü. Hz. Ukkaşe bu kılıçla müşriklerin arasına öyle bire daldı, öylesine savaştı ki; ekincilerin ekin tarlasında bir hattı biçip geçmesi gibi tabir edilecekti. Hz. Ukkaşe ömrü boyunca bu kılıcı iftiharla taşıyacak ve ona “El’avn” ismini verecekti.

    Harp esnasında Efendimizin çadırında bir sağında biri solunda iki muhafız vardı. Ayrıca bilinmedik, alışılmadık bir yerden 3000 (üç bin) kişilik bir yardım gelmişti. İşte bu ordu melekler ordusuydu. Başlarında kumandanları Cebrail (as) idi. İki muhafız ise biri Cebrail (as) diğeri Mikail (as) idiler. Bedir günü hakkın, hakikatin tarafında savaşan ordu öylesine mübarek bir orduydu ki; onlara bizzat melek orduları yardıma gelmişlerdi. Hatta bedir savaşına katılan sahabeler diğer sahabelerin ve müminlerin arasında nasıl bir şeref kazanmışlarsa yardıma gelen bu üç bin kişilik melek ordusu da meleklerin arasında öylece şeref kazanacaklardı. Çünkü bu zatın (asm) getirdiği iman nuru semavat ehli olan melekleri de yakından ilgilendiriyordu.

    Savaş kısa zamanda Müslümanların lehine olarak sonuçlanmıştı. Allah, kendi yolunda evlerini, barklarını, doğup büyüdükleri şehirlerini, mallarını, mülklerini, kimi evlatlarını, kimi ana babasını feda ederek Medine’ye göçmüş olan bu insanlara yardım etmiş ve onlara parlak bir zafer ihsan etmişti. Efendimiz (asm) hazretleri harp başlamadan önce Ebu Cehil burada, Ümeyye şurada, falan burada diyerek müşrik reislerinin savaşta katledileceklerini haber vermiş ve yerlerini göstermişti.

    Mekke döneminde İslam’ın ilk yıllarında Efendimiz (asm) hazretleri bir defasında Kâbe’nin yanında ibadet ediyordu. Müşrik reislerinden bir grup Efendimiz (asm)’a çeşitli hakaretler etmişler ve eziyet vermişlerdi. Çok güç durumda kalan Efendimiz (asm) onlara beddua etmişti. Bu bedduayı işiten İbni Mes’ud adında bir sahabe şimdi Bedir harbinin sonucunu ve efendimizin hem bu bedduasının ve hem de harp başlamadan önce verdiği haberlerin sonucunu görmek için savaş alanında dolaşmaya başlamıştı. İbni Mes’ud der ki; yemin ederim o gün Efendimize eziyet eden müşrik reislerinin cansız bedenlerini gördüm. Böylece Efendimizin yıllar önce yapmış olduğu beddua gerçekleşmiş, savaştan önce vermiş olduğu haberler dosdoğru çıkmıştı.

    Müşrik ordusundan çok sayıda esir alınmıştı. Bunların arasında efendimizin amcası Abbas ta vardı. Abbas’ın Efendimize ve Müslümanlara bir düşmanlığı yoktu. Ama yaşadığı toplumda alay konusu olmamak için orduya katılmıştı. Yola çıkmadan önce hanımı Ümmü Fadl’a gizlice bir emanet vermiş ve başına bir şey gelirse çocukları için sarf etmesini istemişti. Alınan esirlerin ya fidye vermesi veya on Müslümana okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakılmasına karar verildi. Abbas’a da kurutuluş fidyesi ver denildi. Benim param yok dedi. Efendimiz; yola çıkmadan önce zevcen (hanımın) Ümmü Fadl’a şu kadar miktar parayı şu şekilde verdin diye haber verdi. Hâlbuki Abbas bunu eşiyle gizlice konuşmuştu. Nasıl olurdu? 450 km uzakta bir evde yapılan gizli bir konuşmanın ayrıntılarını bile açıklıyordu. Bu zat olsa olsa bir peygamberdir. Ancak ilahi bir güç tarafından desteklenen, ancak kendisine Allah’ın bilgi verdiği biri böyle gizli bir konuşmadan haberi olabilirdi. Bütün kalbiyle Sevgili Peygamberimizi tasdik etti. Artık o da Müslüman olmuştu. Artık onun kalbi de iman nuru ile parlamıştı. O günden sonra Sevgili Peygamberimizin en büyük yardımcılarından oldu.

    İleriki zamanlarda bir gün Efendimiz sevgili amcasını ve dört oğlunu bir araya toplayıp üzerlerini melafet denilen bir örtüyle örtecek ve; Allah’ım ben bunların üzerini örttüğüm gibi…..” diye dua edecekti. Bu duaya içinde bulundukları evin duvarları, damı, kapısı hep birden iştirak edecek ve “Amiiiinnn” diye ses vereceklerdi. Halifeliği zamanında Hz. Ömer yağmur duasında Hz. Abbas’ın yüzü hürmetine dua edip yağmur talep edecek ve duası her defasında makbul olacaktı. Mekke’den Medine’ye hicret için ailesiyle beraber harekete geçmiş ve yolda Mekke’nin fetih ordusuyla karşılaşmıştır. Efendimiz (asm); “amca ben peygamberlerin sonuncusuyum. Sen de Muhacirlerin sonuncusu oldun” demiştir.

    Bedir, islamın şirke karşı tutunması anlamına gelir. Bu harbin sonunda medine islam devleti fiilen vücut bulmuştur. Alınan esirler; fidye ödemek veya on mümine okuma-yazma öğretmek şartıyla serbest bırakılmış; böylece ilmin islamın katında ne denli kıymetli olduğu anlaşılmıştır.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen