• ÖZÜMÜZE DÖNELİM

    ÖZÜMÜZE DÖNELİM
    Hasan YOSUNKAYA

    ÖZÜMÜZE DÖNELİM

     

        Kimin ağzını açıyorsan, açtığına bin pişman oluyorsun. Müslüman’a soruyorsun memleketin, milletin ahvali nasıl ? Sorduğunuza bin pişman oluyorsun. Ağzında olumlu bir tek kelime bile alamıyorsun. Söyledikleri hep negatif, hep olumsuz. Gayri Müslim’e milletin ahvalini soruyorsun o başka telde çalıyor.  Fakire soruyorsun ağlıyor. Kanaat yok hep yukarılara bakıyor. Zengine soruyorsun zengin hiç memnun değildir. Bir türlü memnun  ve mutlu kimseyle karşılaşmıyorsun.

       Güven kalmamış, sadakat kalmamış, kanaat kalmamış bunlar nereye gitmiş, ne zaman gitmiş. Osmanlı son  üç yüz yılda, eğitimi bir kenara bırakıp, nesilleri fıtrat  ve akidemize uygun  eğitmeyince insanlarımızın dünyayı okumada  geri kaldık. Batılılar eğitime ağırlık vererek bilimsel çalışmaları ileri götürüp, ülkelerini kalkındırınca, biz onların memleketlerine gençlerimizi gönderip eğitmek istedik. Eğitim için batıya giden gençlerimiz bilim ve tekniği öğrenme yerine onların aşağılık eylem ve davranışlarına kendilerini kaptırarak,  onların ahlak ve yaşam tarzlarını alıp geldiler. Orada biraz da yapancı dil öğrenince ,onları devletin üst makamlarında görevlendirdik. Bunlar ülkeye hizmet edip ülkeyi kalkındıracaklarına batılılar gibi bir  hayat yaşamayı tercih ettiler. Bu hal cumhuriyete  kadar devam etti.

        Cumhuriyet kurulurken batılılar çok ileri sanayi ve tekniğe sahiptiler. Bizim kurucu meclisimiz yani 1920 de kurulan ilk meclis Anadolu’dan gelen halkın temsilcileriydi. Halkın değerlerine saygılı halkın içinden çıkmış insanlardı. Bu Anadolu temsilcileri ile CHP  temelini teşkil eden batıda yetişmişler arasında uyum sağlanamadı. Batıda yetişen veya onlarla aynı kafada olanlar, Anadolu’dan gelen halkın değerlerine bağlı temsilcilerden kurtulmak için  seçim kararı aldılar. 28 Haziran 1923 tarihinde milletvekillerini belirlemek için seçim  yapıldı. Yapılan seçimde mecliste çoğunluk batıda eğitim görmüş veya onlar gibi düşünenlerin eline geçti. Bu yeni meclis,  1921 tarihli anayasa yani ,Teşkîlât-ı Esâsiye Kanunu'nu yürürlükten kaldırdı. Yerine yeni  Teşkilat-ı Esasiye Kanunu veya 1924 Anayasası, 20 Nisan 1924'te yürürlüğe girdi.1921 anayasasında olduğu gibi, bu anayasanın  2.maddesinde de, Türkiye Devletinin dîni, Dîn-i İslâmdır; resmî dili Türkçe’dir, makarrı Ankara şehridir. Şekillindeydi.

          10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle Anayasa'nın 2 maddesinde yer alan “Türkiye Devleti'nin dini İslam'dır” hükmü çıkarılmıştır. Ayrıca milletvekillerinin yeminlerindeki ‘’vallahi’’ kelimesi “namusum üzerine söz veririm” ifadesiyle değiştirilmiştir. Daha sonra bu maddeye Laiklik ilkesi, eklenmiştir. 1924 Anayasası’na 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan değişiklikle; 2. maddeye devletin nitelikleri olarak “Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır” biçiminde girmiştir.

        CHP’nin yaptığı bu değişikliklerle birlikte dini eğitim,  eğitim sisteminden çıkarılmış uzun bir süre çocuklar ve gençlere devlet okullarında dini eğitim ve öğretimin olmadığı, seküler bir eğitim verilmiştir. Din dersi, 1928'den 1940'ların sonuna kadar müfredata dahil edilmemiş, sonrasında ise, yani Demokrat Parti döneminde din dersi konulmuşsa da, 1980 ‘ne kadar  seçmeli bir ders olmuştur. 12 Eylül 1980 Darbesi'nden sonra zorunlu hale getirilmiş DKAB dersine, 2012'den itibaren "Kur’an-ı Kerim", "Hz. Muhammed’in Hayatı" ve "Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri ilave edilmiştir. Bu ilave edilen seçmeli derslerden lise ve üniversite  giriş  sınavlarından soru çıkmadığı için  veliler tarafından  genellikle seçilmemektedir.

        Bir millet kendi dini, tarihi ve kültürel değerlerinden koparsa boşlukta kalır.1928 den 1950 lere kadar dinsiz bir nesil yetişti. Bu dönemde yetişen nesiller için konulan hedef batılılara benzeyen çağdaş bir insan tipi olmuştu. Bu dönemde yetişen insanımız ne tam Müslüman  kaldı, ne de tam Avrupalı gibi seküler oldu. Ne bize ne de batılılara benzediler. Bu dönemde dinini öğrenmek isteyen veya öğretmek isteyenler çeşitli cezalara ve sıkıntılara maruz kaldılar. Bazı fedakar alim ve hocalarımız her şeyi göze alarak gizli gizli  Kur’an eğitim ve öğretimini yaptılar. Farklı farklı yerlerde ve metotlarla yetişen  insanlarımız arasında  farklı anlayış ve içtihatlar ortaya çıktı. Bu farklılıklar ortada olduğu için  insanımız arasında arzu edilen kaynaşma bir türlü sağlanamıyor. Dinden uzak yetişen insanımızla bu dindar insanlarımız arasında güvensizlik bugünlere kadar geldi.1970 lı yıllarda sağcı-solcu diye  birbirlerine düşman gözü ile baktılar. O dönemde 5 bin gencimizi kayıp ettik.

        Devlet ve millet olarak bir araya gelerek kendi değer ve inançlarımıza  göre gençlerimizi eğitmek zorundayız. Ortak paydada buluşmak zorundayız. Özümüze dönmek zamanıdır.

      7 şubata kadar devam edecek seçmeli DİN derslerini seçmek için tüm velilerimizi göreve çağırıyoruz.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen